8 Temmuz 2011 Cuma

Şu aralar...

  Hiç içinizden her şeyi bırakıp engin denizlerde kaybolmak,yeşilliklere doğru yol almak gelmedi mi ?
  Her şeyden vazgeçme düşüncesi aslında doymuşluğun yani zaferin öbür taraftan da yenilginin yani hüsranın ibaresi değil midir?
  Artık bunu kafamın içinde sesli sesli dile getirir olmuşsam hayattan süresiz kadro dışı bırakılma zamanım gelmiş demektir.
  Hiç kelimelerin yavanlaştığı,demogoji kaygısına düşen insanların gözünde git gide küçülmeye başladığı anlar oldu mu?Bu aralar kendimle uğraşmak konusunda o kadar meşgulüm ki...Kendi küçük dağlarımın tepesindeki tahtıma kurulmuş,egoizm aromalı yaban çiceklerimle gururumu okşayıp,narsist denizlerimin içinde boğulan ufacık insancıklarımın can çekiştiklerini görmek bana tarifi izahsız bi zevk veriyor..
  Sonra kendime bi kalp şoku uyguluyorum.Birden cihazda bakiyeniz yetersiz küstahlığında,cihaz bulunamadı aymazlığında ,kalp bulunamadı yazısı beliriyor.O an içimde kalbimi yerinden sökenlere karşı bi öfke beliriyor taa en derinlerden...ama dur bi dakika insanın kalbiyle beyninin sekranizasyonu olmadan ne kadar insandır ki..
  İşte bu aralar hayatımın en garip evresini yaşıyorum,boşlukta mıyım ,arafta mı,var mıyım yoksa yok olmama savaşında mıyım bilemiyorum... bunu en objektif karar mekanizması zaman gösterecek...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Gerçek bu...

Ekonomik özgürlük ve bırakamadığımız zoraki tasalarımız olduğu sürece her şeyi bırakıp gitmenin önüne, kim bilir daha kaç kez aşamayacağımız büyüklükte duvarlar çekilecek, biz de duvara karşı dönüp daha kaç kez "intihar etmenin tek yolu ölmek değil" diye haykıracağız.