13 Haziran 2012 Çarşamba
Dört Dörtlük Sosyallik
Şimdi diyorum, facebook olmasa biz ne yapacaktık, peki ya twitter ? hadi bir de formspring’i ekleyeyim bermuda şeytan sosyali… Bu illetler hayatımıza girince bir türlü çıkmak bilmiyor, kanser misali ama iyi huylusundan…
Olaya yanlış yerden girdim biraz sanırım, niye sosyalleşmekten vazgeçecekmişim ki ? Issız adaya düşmedim ya! Bunlar artık hayatın olmazsa olmazları… Artık bilgisayardan ve internetten uzak duranlar asosyal olarak addediliyor. Hocam ile biraz daha sosyalleşsek, sosyal hayatı dört dörtlük yapsak hiç de fena olmaz hani.
Geçenlerde, facebook hesabı olmayan bir arkadaşımla karşılaştım memlekette, liseden mezun olalı aşağı yukarı 4 sene olmuş. Oturduk bir çay içip muhabbet edelim dedik ? Biliyorum yanlış noktalama işareti koydum, nokta ile sonlandırmam gerekiyordu. Soru işareti birbirimizden uzaklaşan görüşlerimizi, zevklerimizi, ilgi alanlarımızı betimliyor aslında… İki lafın belin kıralım dedik… Kelimelerin kaşlarını, gözlerini çıkardık. “Pınar ben çok değiştim.” dememe ramak kalıştı ki, bir daha ki görüşmemize, güzel lise anılarımızın hatrına, birbirimizin boğazına yapışmadan, kestik sohbeti. Umarım nikah masasına beni de çağırır, pek sanmıyorum ama Allah’tan ümit kesilmez. Niye durumu “Sinan Çetin ile Film Gibi’ye döktün paşam” derseniz(iyi hatırlattım haa! Ailecek az ağlamadık, ekran başında).Hocam’a üye olmak da az buçuk buna benzer bir durum farklı sosyal alanlarda, mecralarda sohbet yapalım, görüş bildirelim, arkadaş edinelim, oyun oynayalım ki birbirimizin kafasını gözünü yarmayalım; facebook’un sıradanlığından da bir nebze kurtulalım.
hocam'a giriş
hocam'a giriş
1 Haziran 2012 Cuma
Suyun altında en çok sessizliği seviyorum ...
Nefesimi tutabildiğim zamanlar, berrak su tabakasının altından insanlara bakıyorum..
Hepsi bulanık, aynı gerçekteki düşünceleri gibi...
ne güneş alıyor gözlerimi ne de onların uğultucu sesleri..
... Sadece kalp atışlarım ve ben varım ...
Bu öyle rahat ve huzur verici bir şey ki ..
O boşlukta, hafif ışık gözlerime çarparken hiçbir şey düşünmemeyi seviyorum..
Dışarıdaki dalga sesleri rehabilitasyon gibi, yavaşça ruhumu onarıyor..
ben de rahatlayan ruhuma ayak uyduruyorum. Bedenimi öylece serbest bırakıyorum ...
Sonra birden nefesim bitiyor delicesine yüzüyorum... Boğulurcasına yüzmek dehşet verici zevkli bir şeydir ki ...
Çünkü nefes nefese kalmak yaşadığımı hatırlatıyor bana ve tabi hayatımda ki zorlukları; yüzerken aldığım her nefes ise her çıkmazın bir çıkar yolu oluşunu ... [E.K.]
Nefesimi tutabildiğim zamanlar, berrak su tabakasının altından insanlara bakıyorum..
Hepsi bulanık, aynı gerçekteki düşünceleri gibi...
ne güneş alıyor gözlerimi ne de onların uğultucu sesleri..
... Sadece kalp atışlarım ve ben varım ...
Bu öyle rahat ve huzur verici bir şey ki ..
O boşlukta, hafif ışık gözlerime çarparken hiçbir şey düşünmemeyi seviyorum..
Dışarıdaki dalga sesleri rehabilitasyon gibi, yavaşça ruhumu onarıyor..
ben de rahatlayan ruhuma ayak uyduruyorum. Bedenimi öylece serbest bırakıyorum ...
Sonra birden nefesim bitiyor delicesine yüzüyorum... Boğulurcasına yüzmek dehşet verici zevkli bir şeydir ki ...
Çünkü nefes nefese kalmak yaşadığımı hatırlatıyor bana ve tabi hayatımda ki zorlukları; yüzerken aldığım her nefes ise her çıkmazın bir çıkar yolu oluşunu ... [E.K.]
16 Mayıs 2012 Çarşamba
9 Nisan 2012 Pazartesi
Bisiklet Misali Rüyalar
Bisiklet sürüyorum ama yalnız değilim, Fethiye’nin Arnavut kaldırımlı dar sokaklarını arşınlıyorum, mevsim güz olsa gerek ağaçların sararmış yapraklarını selamlayışımdan belli, yokuş aşağı giderken tedbirli davranıyorum çünkü bu kez yalnız değilim, bana eşlik eden biri var bu kez. Saçlarının kokusunu içime çekiyorum, bu kez yalnız değilim artık siz de biliyorsunuz, içime derin derin, kana kana… İnce, zarif boynundan geliyor olsa gerek diye düşünüyorum, ‘bazı kokular markalardan ve kodlardan ibaret değil, kafada canlandırdığı anılar, duygular, hisler, istekler olur’ diyorum kendi kendime… Bisikletimin padellerini var gücümle çeviriyorum malum bu kez yalnız değilim, denizi görüyorum tepelerden bakınca deniz kokusu ile birleşiyor bu kez, bu yabancının kokusu, biliyorsunuz bu kez yalnız değilim… Caddeler, sokaklar; bize dayanmalarına ne hacet? Denize doğru yöneliyorum kokuları daha derine çekerek, yüzünü göremiyorum fakat saçları güz rüzgarlarına teslim olmuş gibiler, emirlerine itaat ediyor, oradan oraya savruluyorlar, ne kadar yabancı ise de bu saçlar, bu kokuları bir yerlerden tanıyor gibiyim, eski bir dostu anımsatıyorlar bana… Bisikletimi düşünüyorum, kırmızı bisikletimi, küçüklüğümü… Fakat benim bisikletim… Duraksıyorum bir an… Onu hatırlamakta zorlanıyorum, kendi kendime zorluyorum, bisikletlerimi kafamda sıralıyorum, çocukluğumu, gençliğimi, geçmişimi… Bana anımsattıklarını… Şimdi yavaş yavaş gerçekle yüzleşiyorum. Dostumu aşka sattım satalı yalnızım, sonra farkına varıyorum, gene rüya görüyor olmalıyım. Bilinçaltımın karanlık dehlizlerinde, unutulmaya yüz tutmuş sepet dolusu hatıra, gelip beni sımsıkı yakalayıveriyor. Kaçak oynuyorum ne zamandır çünkü yüzleşmekten korkuyorum, filler hala orada… Fillerimin sahibi değişse de, filler hep kafamın içinde, hükmedilmeyi bekler belki de. Bu kez filleri arabaya değil ama bisiklete bindiriyorum, yosun kokuları her yanımı sarıyor, havalar soğumaya başlamış sanki, üzerim ince üşüdüm sanki hafifçe, ‘zile bas’ diyorum file gene, ‘bizi unutma’ diyorum, ‘seni anason kokulu bir gece de gene bulurum’ diyorum, yüzüme hüzünlü ve mağrur şekilde bir bakış atıyor. Gün batımına doğru uğurluyorum kırmızı alev alev yanan bisikletimi, belki unutmak belki de tekrar tekrar hatırlamak üzere …
26 Mart 2012 Pazartesi
Nazan Bekiroğlu - Nun Masalları
- Yer o yer ama ne ben aynı ben'im ne sen aynı sen'sin. Üstelik sen ve ben, ben ve sen de değiliz.
- Zamanı çoktan yitirdim. Belki günlerden beri, belki bir-iki anın derinliğinde sadece.
- Anlat hattat "Yağmurun karşılıklı yağdığını anlat".
- Güzelliğin alışıldık bir şeye dönüşmesine müsaade etmeyelim.
- Sonsuzluğun belki sadece aramak olduğunun, sadece arandığı zaman var olduğunun farkındayım.
Bana sevgini söyle
Bana aşkını söyle
Senin aşkında, senin aynanda evvela kendimi göreyim.
- Zamanı çoktan yitirdim. Belki günlerden beri, belki bir-iki anın derinliğinde sadece.
- Anlat hattat "Yağmurun karşılıklı yağdığını anlat".
- Güzelliğin alışıldık bir şeye dönüşmesine müsaade etmeyelim.
- Sonsuzluğun belki sadece aramak olduğunun, sadece arandığı zaman var olduğunun farkındayım.
Bana sevgini söyle
Bana aşkını söyle
Senin aşkında, senin aynanda evvela kendimi göreyim.
25 Mart 2012 Pazar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Gerçek bu...
Ekonomik özgürlük ve bırakamadığımız zoraki tasalarımız olduğu sürece her şeyi bırakıp gitmenin önüne, kim bilir daha kaç kez aşamayacağımız büyüklükte duvarlar çekilecek, biz de duvara karşı dönüp daha kaç kez "intihar etmenin tek yolu ölmek değil" diye haykıracağız.


