9 Nisan 2012 Pazartesi

Bisiklet Misali Rüyalar


Bisiklet sürüyorum ama yalnız değilim, Fethiye’nin Arnavut kaldırımlı dar sokaklarını arşınlıyorum, mevsim güz olsa gerek ağaçların sararmış yapraklarını selamlayışımdan belli, yokuş aşağı giderken tedbirli davranıyorum çünkü bu kez yalnız değilim, bana eşlik eden biri var bu kez. Saçlarının kokusunu içime çekiyorum, bu kez yalnız değilim artık siz de biliyorsunuz, içime derin derin, kana kana… İnce, zarif boynundan geliyor olsa gerek diye düşünüyorum, ‘bazı kokular markalardan ve kodlardan ibaret değil, kafada canlandırdığı anılar, duygular, hisler, istekler olur’ diyorum kendi kendime… Bisikletimin padellerini var gücümle çeviriyorum malum bu kez yalnız değilim, denizi görüyorum tepelerden bakınca deniz kokusu ile birleşiyor bu kez, bu yabancının kokusu, biliyorsunuz bu kez yalnız değilim… Caddeler, sokaklar; bize dayanmalarına ne hacet? Denize doğru yöneliyorum kokuları daha derine çekerek, yüzünü göremiyorum fakat saçları güz rüzgarlarına teslim olmuş gibiler, emirlerine itaat ediyor, oradan oraya savruluyorlar, ne kadar yabancı ise de bu saçlar, bu kokuları bir yerlerden tanıyor gibiyim, eski bir dostu anımsatıyorlar bana…  Bisikletimi düşünüyorum, kırmızı bisikletimi, küçüklüğümü… Fakat benim bisikletim… Duraksıyorum bir an… Onu hatırlamakta zorlanıyorum, kendi kendime zorluyorum, bisikletlerimi kafamda sıralıyorum, çocukluğumu, gençliğimi, geçmişimi… Bana anımsattıklarını… Şimdi yavaş yavaş gerçekle yüzleşiyorum. Dostumu aşka sattım satalı yalnızım, sonra farkına varıyorum, gene rüya görüyor olmalıyım. Bilinçaltımın karanlık dehlizlerinde, unutulmaya yüz tutmuş sepet dolusu hatıra, gelip beni sımsıkı yakalayıveriyor. Kaçak oynuyorum ne zamandır çünkü yüzleşmekten korkuyorum, filler hala orada… Fillerimin sahibi değişse de, filler hep kafamın içinde, hükmedilmeyi bekler belki de. Bu kez filleri arabaya değil ama bisiklete bindiriyorum, yosun kokuları her yanımı sarıyor, havalar soğumaya başlamış sanki, üzerim ince üşüdüm sanki hafifçe, ‘zile bas’ diyorum file gene, ‘bizi unutma’ diyorum, ‘seni anason kokulu bir gece de gene bulurum’ diyorum, yüzüme hüzünlü ve mağrur şekilde bir bakış atıyor. Gün batımına doğru uğurluyorum kırmızı alev alev yanan bisikletimi, belki unutmak belki de tekrar tekrar hatırlamak üzere …  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Gerçek bu...

Ekonomik özgürlük ve bırakamadığımız zoraki tasalarımız olduğu sürece her şeyi bırakıp gitmenin önüne, kim bilir daha kaç kez aşamayacağımız büyüklükte duvarlar çekilecek, biz de duvara karşı dönüp daha kaç kez "intihar etmenin tek yolu ölmek değil" diye haykıracağız.